Sharm El Sheikh’te 5 Gün

13-17 Kasım tarihleri arasında binlerce yıllık tarihiyle medeniyetin beşiği olarak bilinen Mısır’ın Sharm El Sheikh bölgesindeydik.. 43 kişilik grubumuzla Sharm El Sheikh’te 5 gün geçirdik..
Sharm El Sheikh, Mısır’ın en önemli turizm merkezlerinden biri.. Mısır’ın sembolü olan piramitlerin bulunduğu şehir olan başkent Kahire’ye 498 km uzaklıktaki Sharm El Sheikh, özellikle sualtı güzellikleriyle ön plana çıkıyor.

Dalış meraklılarının en önemli adreslerinden biri olan Kızıldeniz’in yanıbaşında bulunan bu turistik kasaba, aynı zamanda dünyanın en büyük 2. sualtı milli parkı olan Ras Mohammed Milli parkını da içinde bulunduruyor. Sharm El Sheikh, sualtı güzelliklerinin yanısıra gece hayatında da iddalı.. Dünyaca ünlü Hard Rock Cafe, Budha Bar gibi markaların bulunduğu “Naama Bay” bölgesi, bu şirin kasabanın en hareketli kısmı olarak biliniyor..
5 güzel ve eğlenceli gün geçirdiğimiz Sharm El Sheikh’te yaşadıklarımızı  klavyeye aldık.. Şimdi bu yazıyı okuyan dostlarımız geçirdiğimiz bu eğlenceli 5 günü bizimle berabermiş gibi olmazsa adam değilim.. :) Haydi çıkıyoruz yola..
1.GÜN :
Sabah erken saatlerde rehber ekibimiz Emre, Derya ve Taner arkadaşlarımızla buluştuk. Saat 14:20′de Sabiha Gökçen’den ayrılarak 17:10′da Sharm El Sheikh havalimanına vardık. Havalimanına vardığımızda misafirlerimizin olağan panik havasını sakinleştirdikten sonra pasaport polisine uğrayarak ülkeye giriş yapmaya hazırlandık. Sıra bana geldiğinde pasaportumu almayı beklerken sevgili pasaport polisi abimiz pasaportumu vermedi.. Sıradan diğer rehber arkadaşım Emre’yi aldı ve onun pasaportunu da vermeyerek diğer pasaportları işleme alarak işine devam etti. Biz tabi tam “Noluyo Lan” moduna giriyorduk ki polis abi 14-15 yaşında sivil kıyafetli ve hala nedir, kimdir çözemediğimiz küçük bir veleti yanına çağırarak bizim pasaportları eline verdi.. Velet beni takip edin diyerek artist tavırlar sergiledi.. Pasaport polislerinin şefi olduğunu düşündüğümüz amcanın odasının önünde oraya oturmamızı söyledi.. Dakikalar dakikaları kovalarken odaya girenler, çıkanlar, birbirlerine “bunlar niye bekliyo” diye soran araplar iyice bizi huzursuz etti.. Ama tabi biz işin biraz da makarasındaydık.. :) Çokta işin suyunu çıkarmadan içinde olduğumuz vahim durumda bile eğlenmeye çalıştık.. Bi ara “Allah büyüksün yarabbi” “Allahın izniyle” gibi vurgulamalar yaparak tribünlere oynadık ama çok başarılı olamadık.. İşin dıçkısını çıkarak “kıbleyi filan sorsak kalplerini kazanır mıyız acaba?” diye düşündük ama ters tepmesinden korktuk.. Bir an celallenip “gider” mi yapsak acaba dedik ama tabir-i caizse totomuz yemedi… :) Laf arasında polis abiler “bekar ve 2 erkek olduğumuz için bizi göz altına aldıklarını söylediklerinde “Eyvah bizi evlendirmesinler” gibi kaygılara kapıldık.. Herşeyi bi yana bırakarak o anda Cem Yılmaz’ın son filmi Yahşi Batı’daki soygun sahnesi geldi.. Oradaki Cem Yılmaz’ın unutulmaz repliği  “***meseler bari” yi hatırlayarak endişemize eğlence kattık.. :)
Aradan 1 saat geçtikten sonra çok yetkili bir abiye benzeyen ve apoletlerindeki yıldızlardan çok etkilendiğimiz abimiz bize pasaportlarımızı geri vererek selametle uğurladı.. Bu sıkıntılı dakikalarda bize yardımlarını esirgemeyen ve sürekli bizim gönlümüzü ferah tutmaya çalışan Mısırlı yerel rehber arkadaşımız Hamit’e şükranlarımızı sunuyoruz..
Dışarıdaki otobüslerimizde 1 saat boyunca bizi bekleyen misafirlerimiz, ufukta bizleri görünce koca bir alkış koparttılar.. Tabi ayrıca otobüse bindiğimizde durumla ilgili bayağı bi gırgır & şamata yaparak Mısırlı arap polisler adına onlardan özür diledik.. :)
Otelimize vardığımızda odalarımıza yerleşerek yorucu bir günün ardından istirahate çekildik.. Bazı misafirlerimizin ise tatile hızlı başlayarak Naama Bay’e gidip renkli bir gece geçirmeleri gözümüzden kaçmadı..

Kural : Mısır’da gereksiz delikanlılık başınızı ağrıtır..

2.GÜN :

İkinci günümüzde sadece tatsız tuzsuz bir peynir ve salatalıktan oluşan mükemmel kahvaltımızı yaptıktan sonra Naama Bay olarak bilinen şehir merkezine indik.. Orada hem biraz döviz bozdurup hem de kişisel ihtiyaçlarımızı giderdik.. Bu sırada tam olarak yerine getiremediğimiz kahvaltı görevini öğle yemeğiyle telafi edelim dedik.. Şöyle bir etrafa baktık ve reklama girmemesi için ismini vermek istemediğimiz dünyaca ünlü bir fast food markasına girerek karnımızı bir güzel doyurduk..

Sonra yine ismini vermek istemediğimiz bir telefon operatöründen yerel hattımıza kontör almak için bir dükkana girdik.. orada teknolojiyle dans eden sevgili abimizle tanışarak büyük ihtimalle kendi icadı olan “Mükemmel Kontör Yükleme Aleti” ile tanışma fırsatı bulduk..

(Bkz. solda)

Bu aleti görünce şaşkınlığımızı gizleyemeyerek, abimizi bu icadından dolayı kutladık…

Öğleden sonra yapacağımız çölde Quad Safari turumuz için otelimize gidip hazırlık yaptık.. Poşularımızı takıp kendimizi bir güzel sarıp sarmalayarak çöl kumlarına meydan okumaya başladık..

4 tekerlekli Quad Bike adı verilen araçlarımızla çölün iç kısımlarına doğru ilerledik.. Önde yerel safari rehberlerimiz, arkalarında biz parkurumuzda devam ettik..

Çölde biraz ilerledikten sonra fotoğraf molası verip hemde biraz dinlenmiş olduk.. Fotoğraf molası ardından tüm misafirlerimizle tek sıra halinde dizilerek ufak bir oyun oynadık.. Hep bir ağızdan seçtiğimiz bir kelimeyi bağırdığımızda karşıdaki dağlardan yapan yankıyı dinlemek hoş bir andı..

Fotoğraf molasının ardından yolculuğumuza devam ettik. Hava yavaş yavaş kararırken programımızdaki Bedevi Çadırı’na doğru yol aldık.. Bedevi çadırlarına uğradığımızda çardaklara oturarak yorgunluğumuzu attık.. Daha sonra küçük kızların dağıttığı “çay ikramı” adı altında siyah sıvıyı mideye indirdik.. Bu arada bedevi çadırında elektriklerin kesilmesiyle birlikte çölün ortasında zifiri karanlıkta kalmamızda maceramıza renk kattı.. Bu arada orada tanıştığımız ve ingilizce bildiğini öğrendiğimizde gayet dumur olduğumuz bedevi amcamızla da şu ünlü “Bedevi” olayı hakkında sorular sorduk.. “Abi açıkça konuşalım bu kutup ayısıyla aranızda ne geçti diye…” :) Soruları yanıtsız bırakan bedevi amcamızın şüpeli tavırları dikkatlerden kaçmadı.. :)

Akşam olup otelimize döndüğümüzde toz kümeleri halinde odalarımıza gittik.. Bu sırada bazı otellerde sıcak suyun arızalandığı ve duş alma konusunda sıkıntı yaşandığı haberini alınca kötü bir süprizle daha karşılaştık..

Kural : Eğer Mısır’da iseniz, her an her türlü süprize hazırlıklı olmalısınız…

3.GÜN :

Turumuzun üçüncü gününde sırada Ras Mohammed tekne turu vardı.. Ranada isimli teknemizle dünyaca ünlü Kızıldeniz’in mavi sularına açılmaya başladık.. Turumuz boyunca  teknemizin yerel rehberi Mahran ve tekne kaptanımız Muhammed’in yardımlarıyla bizimde ilk defa çıktığımız bu turu alnımızın akıyla atlatmaya çalıştık.. Turumuz boyunca 2 farklı yerde dalış yaparak son durağımızda ise bir yüzme molası verdik..
Dalış esnasında gördüğümüz en ilgi çekici balık Nemo balığıydı.. Dünyaca ünlü bir sinema yıldızıyla Kızıldeniz’in derinliklerinde tanışmak heyecan vericiydi..
Ayrıca teknemizdeki leziz öğle yemeğini hazırlayan ismini hatırlayamadığım teknemizin aşçısına da teşekkürü borç biliyoruz.. Keşke bir de son yüzme molamızda denizde yüzen yaşlaşık 7 cm uzunluğunda kahverengi insan dıçkısını da görmeseydik de ağzımızın tadıyla turu tamamlasak diyorduk ama oda nazar boncuğu olsun artık..
Teknemizle kıyıya yanaştığımızda yorulduğumuzu farkettik fakat, bu akşam Naama Bay’de eğlenmeyeceğimiz anlamına gelmezdi.. :) İlk olarak akşam Emreyle buluştuk ve diğer rehber arkadaşımız Derya’yı otelin lobisinde beklerken Derya’dan gelen bir telefon sonrasında gülsek mi ağlasak mı bilemedik..
Derya taksiye biniyor.. Taksici ıssız bir yola girip normalden fazla bir zaman dilimi süresince ilerliyor.. Derya olaydan kıllanıyor ve taksiciye “nereye gidiyoruz” diye soruyor… Bu sırada taksicinin gideceği yeri bilmediğini farkediyor.. Taksici bir başka taksici arkadaşına yol tarifi amaçlı adres sormak için arabadan iniyor fakat arabanın el frenini çekmeyi unutuyor.. Arkaya doğru hareket eden şöförsüz araba, şöförüne totosuna darp etmek suretiyle bir güzel çarpıyor.. Bu sırada taksici taksiyi durdurmaya çalışırken, sevgili Derya arkadaşımız arabanın içerisinde çaresiz bi şeklide olayları izliyor.. :)
Derya’nın sağ salim yanıımıza gelmesiyle birlikte Naama Bay’e inip çarşıda dolaşmaya çıktık.. Biraz alışveriş için çarşıda dolaşırken yine Arapların ortak bir takıntısı olan “Yavaş Yavaş Hasan Şaş” tacizlerine maruz kaldık.. Bu olayı hemen açıklayalım efenim ;
Herhangi bir yerde araplara Türk olduğunuzu söylerseniz ya da bir şekilde onlar sizin Türk olduğunuzu anlarsa ilk cümleleri “Yavaş Yavaş Hasan Şaş” oluyor.. Dünya kupasından yadigar olduğunu düşündüğümüz bu cümle ile hatırladıkları 400 yıllık Osmanlı hakimiyeti değil de Hasan Şaş olması da ayrı bir garip.. Bu da futbolun dünya üzerindeki inanılmaz etkisi tabiki..
Naama Bay’de yaptığımız çarşı gezintisi, biraz gece hayatı ve az miktarda alınan alkol sonrasında otelimize geri dönmek için taksiyle pazarlığa girmeye niyetleniyorduk ki.. Söylediğimiz fiyata taksici abimiz direk atlamak suretiyle kabul etti.. Tam “taksiciyi kazıkladık” diye düşünürken gideceğimiz otellerin birbirine çok yakın olduğunu öğrenince, taksicinin bizi kazıkladığı gerçeği yüzümüze acı bir gerçek olarak vuruldu.. Ama biz Türküz, gururluyuz.. kazıklansak bile altta kalmayız.. Tam taksiden inerken Emre’nin taksiciye “Aslında buranın 20 pound olduğunu biliyorum ama bunu bilerek sana 40 pound veriyorum” demesi hepimizin içini rahatlattı. Artık Mısır’daki tüm taksicilere ne kadar delikanlı olduğumuzu göstermiştik…
Kural 1 : Mısır’da çarşıda geziyorsanız mümkün olduğunca Türk olduğunuzu belli etmeyin.. Nereli olduğunuzu soranlara Papua Yeni Gine, Ütopya, Dominik Cumhuriyeti gibi cevaplar verin..
Kural 2 : Mısır’da herşeyin bir pazarlık payı vardır.. Unutmayın ki pazarlık bizim ata sporumuzdur bizimle aşık atamazlar..
4.GÜN :
Yine sadece peynir ekmekle geçiştirilmiş güzel bir sabah kahvaltısının ardından Glass Boat (Cam  tabanlı tekne) turuna gitmek için otellerimizden ayrıldık.. Glass Boat’un amacı, teknenin dibindeki cam etrafındaki koltuklara oturarak denizin dibindeki canlıları ve mercanları daha yakından güzel bir şekilde izlemek.. tabi birgün önce deniz altında o güzelliklerle birebir yakın olmak daha bir etkileyiciydi ama dün göremediğimiz birçok balık çeşidini Glass Boat turunda görme ve gösterme fırsatı bulabildik..

Gördüğümüz en önemli şeylerden biri de dünyanın en büyük mercanı olarak bilinen ve usta dalgıçların sadece onu görebilmek için buraya geldikleri Beyin Mercanı idi.. Beyin şeklindeki oluşumu ile dikkatleri çeken bu büyük mercan misafirlerimizin de çok ilgisini çekti..
Glass Boat turunu tamamladıktan sonra tekrar otellerimizin yolunu tuttuk.. Rehber arkadaşlarımızla son gecemizin şerefine Sharm El Sheikh’in en iyi balık restoranlarından biri olan Fares’te balık yemek için sözleştik..
Mısır’da francahise markalar haricinde birşey yemeğe çekinmeniz gayet doğaldır.. Fakat aynı şey “Fares” için geçerli değildir.. Birçok yerde bulamayacağınız lezzetteki deniz ürünlerinin tadına bakmak çok keyif vericiydi.. Tabi siz siz olun siparişi çok detaylı vermeye çalışmayın, net olun.. Yaklaşık 30 dk süren bir sipariş verme töreninde 4 adisyon yırtan sevgili garson abimiz, “Nasıl garson olunamaz” isimli bir belgesel sergiledi.. Yani orası Sharm El Sheikh değil de Sultanahmet filan olsaydı garsonu dövsek sevap kazanırdık, ama yemiyo ki işte.. :)
Yorucu bir sipariş evresini atlattıktan sonra benim ve Emre’nin Kalamarımız, Derya’nın içinde bol miktarda deniz böceği bulunan karides çorbası masamızı şereflendirdi.. Nefis deniz mahsüllerini afiyetle tüketmemizin ardından son gecemizi de noktalayarak otellerimizin yolunu tuttuk..

Kural : Mısır’da bir restorana gittiğinizde sipraiş verirken sabırlı olunuz, sinirlenmeyiniz, yılmayınız..

5.GÜN :

Sabahın erken saatlerinde uyanıp turumuzun son kahvaltısını etmek amacıyla restorana indik. Kahvaltı sonrası toparlandıktan sonra otellerimizden ayrıldık.. saatler 13:30′u gösterdiğinde güzelim ülkemize ayak bastık.. Güzel ve eğlenceli bir Mısır macerasına daha son verdik.. Darısı gelecekteki maceralara..

Caner Çelik Caner ÇELİK
canercelik@gezenti.org



RSS 2.0 beslemesi ile bu yazıyı takip edebilirsiniz. Buradan cevap verebilir, yada izleyebilirsiniz.
6 Cevap
  1. avatar Fulya KIY diyor ki:

    cidden sayende gitmiş gibi oldum ama Derya arkadasınızın yasadıgını daha bi yasamıs kadar oldum kendisini ustun cesaretinden dolayı tebrık ediyorum ve dayak yemeden ülkemize dondugunuz ıcın sizi kutluyorum :) )))

  2. avatar derya diyor ki:

    1. gün: 3 adet otobüsten 1.si hemen kalkıp, diğer 2 si isyankar bir şekilde 1 saat beklediyse bunun iki nedeni olabilir: Ya Caner'in vizesini sorarken aklımdan geçen ancak düşünmek bile istemediğim şey Caner'in başına gelmiştir ve pasaporta takılmıştır ( 2.5 saat rekorunu geçen yıl kıran zavallı ben ) ya da Derya ve Emre'nin otobüsünün yolcularından birinin valizi Türkiye'den hiç çıkmamıştır ve Derya polis raporu tuttururken bir yandan da Emre'nin pasaporta takıldığını öğrenmiştir. Yoksa C şıkkı, yani hepsi mi :)
    Otelimize vardığımızda Caner arkadaşımızın da değindiği gibi herkes dinlenmek ve yorucu bir 4 güne başlamak için ihtiyacı olan enerjiyi toplamak üzere odalarına çekilerek tarafımdan çok kıskanıldı, zavallı ben odamı sabaha karşı 4'te alabildim.
    Kural: Mısır'daysanız ihtimal verdiğiniz en olumsuz olasılığı ikiye katlayarak düşününüz:)

  3. avatar derya diyor ki:

    2.gün: "Mükemmel Kontör Yükleme Aleti" hepimizi kendisine hayran bıraktı evet. Yine de Emre'nin arama yapabilmesine rağmen biz aradığımızda Arapça bıdı bıdı birşeyler söyleyen hanımefendinin ne söylemek istediğini asla anlayamadık ve sanırım hayatımızın sonuna kadar da gizemini koruyacak:)
    Quad Safari'yi bundan 2 yıl önce ilk yapışımda ATV ile beraber düştüğümde,o bol tekerlekli motordan daha önce düşen birini hiç duymadığım için birilerine anlatmaya hep çekinirdim. Ta ki şimdi anlatacağım olaya kadar. Malum düşüşümden sonra tekrar kullanmak istemediğim o bol tekerlekli motora doğal bir sonuç olarak Emre ile beraber bindim. Çölde ilerledikçe sağımızda solumuzda hala anlam veremediğim ters dönmüş bir yığın ölü akbaba gördük. O kadar çoklardı ki "yok artık" diyecektik ki o anda bir deve bacağının yanından geçtik, sonra bir başka deve parçası, sonra deve, bir deve daha, ilerledikçe başka ölü develer… Bu çölden SAW falan mı geçti diye düşünürken havanın biraz kararmış olması uzaktaki cisimleri ancak yanına gittikçe görülebilir hale getirdi. Tam gözümüz o loşluğa alışmışken uzakta büyük bir cismin üzerine doğru ilerlediğimizi farkedip "Emre yavaşla, yine mi deve o" dedim. Ve daha çok kare gibi birşeylere benzettik ki yanına gittiğimizde ne görelim? Misafirlerimizden genç bir bayanın kullandığı ATV tamamen ters dönmüş yerde duruyor ve başında birilerin gelmesini bekleyen misafirimiz bir taraftan gülüp bir taraftan üstünü başını temizlemeye çalışıyor. İşte o zaman inandım ki artık o bol tekerlekli cisimden düştüğümü herkese anlatabilirim çünkü artık yalnız değilim:) Ama hala nasıl olup da ters döndüğüne anlam verebilmiş değilim. O da mı giderken ölü develeri inceliyordu yoksa:)
    Bu arada bedevi çadırında ikram edilen "welcome drink" "bedevi çayı" dır ve özelliği ateş üzerinde şeker ile birlikte demlenmesidir. İçine hafif bir aroma katması açısından biraz da nane ilave edilir. Çayımı şekersiz içiyor olmasam evde denerdim şekerli demlemek nasıl oluyor diye çayı :)
    Evet bazı otellerde sıcak suyun olmayışı misafirlerimizin kötü bir sürpriz ile karşılaşmasına neden oldu. Şükretmeyi bilmedikleri için onlar adına oldukça üzüldüm en azından suları vardı. Bizim karşılaştığımız kötü sürpriz ise suyun HİÇ akmamasıydı. Otelden aldığım bilgiye göre merkez şebeke borusu patlamış. "Çalışmalar devam ediyor en geç 3 saat sonra gelir, gelmez ise şişe şişe su alıp bizzat odanıza taşıyacağız" dediklerinde saat 20:00 idi ve ben sakın Derya sakın bu yalanlara kanma sen bu adamları iyi tanıyorsun diye kendimi telkin etmeye çalışsam da kirpiklerimde bile çöl tozu ile yatmak istemediğimden yine gece 04.00'e kadar su beklemekten kendimi alamadım :) Sonuç mu? 04.30 gibi uyuyakaldım ve ertesi sabah 08.00'da tura çıkarken hala sular yoktu:(
    Kural: Mısır'da isen asla asla asla ve özellikle arıza giderme çalışmalarında verilen bilgiye inanmayın.

  4. avatar derya diyor ki:

    3.gün: Caner öyle güzel özetlemiş ki gerçekten o güne yapacak yorum bulamıyorum. Sonunda keyifli ve düzgün bir gün diyelim. Taksici macerası mı? Adamlar o kadar mükemmel bir yetenek ve zekaya sahip ki kendi araçları ile kendi kendilerine çarpabiliyorlar. Bunun üzerine başka söze ne hacet :)
    Kural: Mısır'da isen ve bindiğin taksi ile problem yaşıyorsan hatta taksici İngilizce de bilmiyorsa, Arapça araç plakasını okumaya çalışma, otelini ara ve derdini anlattıktan sonra telefonu taksiciye ver ki onlar anlaşsın kendi dillerinde.
    4. Gün: "aaa ne zaman geçti bitti mi şimdi" dediğimiz gündür. Caner'in tatangalardan 3 otobüs adam desteği istemeyi aklından geçirdiği 2.5 saatlik bir acente ziyaretinin ardından akşam için yapılan planlar, bir araya gelmece, son 4 günümüze damgasını vuran olayları dile getirmece, gülmece, eğlenmece :) Bu arada iki not düşmek isterim: "Brain Coral" yani "Beyin Mercanı" nın 1 cm i 10 yılda büyümekle birlikte şu anki tahmini yaşı 7000-8000 yıl arasındadır. Çok özel ve şahane değil mi? İkinci notum ise Fares'te içtiğim içinde yengeç, karides ve ıstakoz gibi nefis pişirilmiş deniz ürünlerinin yer aldığı o lezziz çorbanın adı "Fares Soup" tur. Bir gün gidecek olursanız tadına bakmadan dönmeyin derim.
    Kural: Mısır'da iseniz en yenilebilir gıdanın deniz ürünleri olduğunu kabul etmeniz gereklidir. Hatta yenilebilir ötesinde nefistir.
    5.Gün: Havalimanına transfer sonrası Caner, Taner ve Emre ile vedalaşmaca, ben Sharm'a doymamışçasına kalmaya devam etmece :)
    Kural: Caner sen buradasın diye söylemiyorum, sizden sonra pek de eğlencesi kalmadı zaten :)

  5. avatar Caner Çelik diyor ki:

    Ah benim çileli yavrum sen çektin Sharm’ın çilesini.. Ben suit odada yatarken senin sabaha karşı 4′lere kadar lobi köşelerinde kalman hala iççimi cızzzlatıyoo.. :) )

  6. avatar Feride Eren diyor ki:

    Çook keyif aldığım bir gezi oldu, daha “bismillah” dedik ayak bastık bizim rehberimizi alıkoymuşlar “ana, n’oluyo” dedik şu bu, indik otobüsten, yaktık arkaarkaya sigaralarımızı, ara ara haberler geldi de azzz sonra gelecek diye, aaazz sonralar uzadı uzadı sonra elleri havada selamlayarak koşa koşa geldi caner de rahatladık :) ) mısırla ilgili güzel ve gerekli bilgileri alarak ulaştık otelimize. Eee dedik, uyumaya mı geldik :) )) attık kendimizi dışarı, gezdik tozduk derken, önümde diz çöken onlarca arap eş adayı oldukça keyiflendirdi beni :D hayır, yanımda da iki güzel ve aynı zamanda zayıf bayan varken “neden ben” diye sorgulamaya başlamıştım ki zaten Türkiye’de çalışma istekleri olduğunu, olmuşken de yapılı bayan olsun demiş olabileceklerini öğrendim ve araplara kinlene kinlene “ııyyy pismiş bunlar zaten” diye diye kendimi avuttum. Safari turuna çıktığımızda bize söyledikleri “saatimizi öyle bir ayarladık ki, çölde hem gündüzü hem de karanlığı yaşayacağız, farklı bir macera olacak” ooldu da :D bedevi çadırında verdiğimiz molanın ardından tek başıma kullandığım atv motor arıza yaptı, hava da karanlık, bir an kapkaranlık çölde yapayalnız kaldığımı algıladım, önlerdeydim ve arkamda kalmıştı epey kişi, düşündüm amaa saniyede olanca şeyi düşünebilme gibi bir yeteneğim olduğunu bilmiyordum, keşfettim orada o dakika :) Allaam dedim, şimdi benim fren lambaları yanmıyo, o motorların farları anca önünü aydınlatıyo, insem biri bana çarpacak, inmesem motora vuracaklar, eyvaahh dedimmm, kıyafetim de siyah :( görünmezziiiiimmmmmm… :D o sırada bir motor sesi duydum ve etrafımızda cirit atan gözlem ekibinden biri amaa aması var, geliyooo motorla, motorun üzerinde beyaz bir gömlek var sadece hatim ettim o beyaz gömlek yanıma gelinceye kadar bildiğim duaları, oohh dedim sonunda zenciymiş :) motoru çaıştırdı ve ben de hareket edebildim, bu macera da böylece sonlandı. Neyse turun çokça zamanı caneri atlatmakla geçti :) ) bir çılgınlık yapıp kahirede aldım soluğu, eee oraya kadar gidip de pramitleri görmemek olmazdı, direkt satışşş :) ) bizim o günü kahirede gece 2′den akşam 21:00′e kadar wc.ye giremeden, girmemek için su bile tüketmeden geçirdiğimiz sıralarda rehberimiz ve ekibi dalıştalardı. Kahire pis olmasına pis ancak piramitlere yaklaşırken “bu mudur” diye hayal kırıklığı yaşasam da yaklaştıkça dev yapılara dönüştüklerinde nutkum tutuldu. Bunları kesinlikle uzaylılar yapmış olmalı dedik :) İnanılmaz yapılar, görene kadar çözülemeyen sırların ve gizemin varlığını bilsem de o gizemlerin ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu ama artık var, anlatmakla bitmiyor ilginçlikleri. Öğlen birşeyler yiyelim derken bizi temiz diye biryere götürdüler, iğrenç bir tabak tavuklu pilav vardı menüde, daha başka herşeye benziyordu ama :) açlığımızı bastıracak kadarını yedik ve durmadan alkollendik. Dezenfektanlara boğulduk gezi boyunca, müzesi ve mumyalar oldukça etkileyiciydi ancak peçeli teyzelerin “kurban bayramı geldi,açık seçik geziyosunuz” türünden bağırışlarına da maruz kaldık, kısa kollu T-shortüm ve kaprimle :) ) Şöför olarak anlaştığımız arap “Alla” eşiyle yaptığı telefon konuşmasının ardından bizi evine götürdü, çamaşırsuyu kokan wc.den çıktık çıkmasına ama “elmalı sabun vaarrr, elmalıı sabuuunnnn” diyerek zıplayan arkadaşın coşkusuna sessiz kalamadık veee tekrar tekrar gidip gelip elmalı sıvı sabunla kısmen duş aldık :D kahire pislikten geçilmiyordu, yollar wc.ydi aslında ama alışkanlığımız yoktu :) gittiğimiz kasaba nil nehrinin kıyısında ve temiz bir kasabaydı ki damları bile tertemizdi, Alla’nın tüm ailesi geldi ve müthiş pahalı olan meyve ile alabildiğince içecek ikramında bulundular. Tüm evleri ve damları gezdirdiler güzel de bir hatıra fotoğrafı çektirdik. Akşam bizi Caner karşıladı yüzünde bize gıcık bir ifadeyle “nasıldı kahire” dedi :) )) o gece epey oturduk otelin barında havaalanından aldığımız absoultları yudumlayarak :) Ertesi gün canerden yine kaçtık, çünkü tekne turunu kaçırmıştık, bizim bunu da yapmamız lazımdı, kendi imkanlarımızla gittik, gezdik ve yüzdük. Bir papağan balığının yuvasına ayağım değmiş gözlükle yüzerken üzerime doğru gelip patapata vurmaya başladı, anlayacağınız mavi dudaklı bir papağan balığı tarafından dövüldüm :) ) aslında öpücük atar gibi duruyo dudakları, sanırsınız öpmeye geliyo, sevecen :) yalaaannn, çok pis dövüyo :) ) Denizaltı büyüleyiciydi, mercanlar, çeşit çeşit balık ve bitkiler gerçekten görülmeye değer… Çıkınca da dünyanın hemen heryerinde kurtarıcı olan bir fast food amblemi kahramanca gülümsedi bize, herkes birbirini bırakıp koşmaya başladı mekana doğru, yerimizi alınca da gülmeye başladık halimize :) biz de çıkışta karnı doymuş mutlu tipler saygıyla selamladık amblemi thank you diyerek :D Çarşıda satıcılarla pazarlık çook keyifliydi, ben dil bilmediğimden kokartlı rehber olan ama mesleğini yapmayan tatil arkadaşım serapı taciz ede ede “o ne demekti, bu ne demekti” diyee tarzanca anlaştım, paşalar gibi de yaptım alışverişimi. Biz gezimizi bitirip evimize döndük, aynı saatlerde birçok Türk vatandaşımızın havaalanında mahsur kaldığını öğrendik ve üzüldük. Ancak bizim için unutulmayacak bir anı olarak kalacak. Bu geziden çıkardığım sonuç; mısır haklının sharm el-sheikh’e vizeyle girmelerinin bizim gibi turist olarak gidenlerin temiz ve az bahşişli bir tatil yapabilmesi için gerçekten faydalı bir tespit olduğu… :) Buarada size bir mısırlı adam “kızkardeşime benziyorsun” diyorsaaaa köşe bucak kaçınız, ya evlenip eşi yapacaktır ya da evlenip birinin üstüne kuma yapacaktır :) ))) saygılar ;)

Yanıt bırak

XHTML: Bu komutları kullanabilirsin: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>