Yeni bölümümüzden herkese merhabalar. Ayın konuğu bölümümüzde Ocak ayı itibariyle her ay çeşitli ilgi alanlarına göre çok değerli kişileri Gezenti’ye konuk edeceğiz. Bölümümüzün ilk konuğu ise değerli yazar ve şair sevgili Özgür GÜMÜŞSOY olacak. Özgür bey ile yaptığımız keyifli sohbeti sizlerle paylaşıyoruz…
Merhaba Özgür bey öncelikle bizleri kırmayıp teklifimizi kabul ettiğiniz için ailemiz adına teşekkür ediyoruz.. Şimdi sizi daha yakından tanıyalım. Kimdir Özgür Gümüşsoy ?
Rica ederim, ben de memnun oldum bu sohbet imkanından. Bu soruya hep aynı yanıtı veriyorum ama sahiden herkes gibi biri Özgür de. İçimizden, sokaklardan biri… Herkes gibi duyguları, düşünceleri, duyarlılıkları, tepkileri ve merakları var. Aramızda dolaşırken biraz daha gözlerini açan, olanı biteni tanımlamaya çalışan İstanbul’da doğmuş büyümüş ve o şehirdeki kozmopolit yapı sayesinde çok yüzle karşılaşmış biri. Ve sadece anlatmaya çalışıyor o kadar, bunu da yapabileceği tek yol kelimeler ve o yolda yürüyor.
Ne zaman yüreğiniz kağıt kalemle tanıştı? Elbette bir hikayesi vardır fakat ben sebebini öğrenmek istiyorum?
Lise zamanlarında diyebiliriz, o yaşlarda herkes bir deniyor sanırım. Ben de öyle herkes gibi bir denedim, bana şiirlerini okutan arkadaşlardan da biraz şevk alarak… Sadece herkesten farklı olarak ben paylaşmadım yazdıklarımı ve bir şekilde rastlayanlardan hep “Adsız” imzasıyla karşılaştılar. Kim bu “Adsız” dediklerinde de, hep internette bulduğumu orada bu şekilde dolaştığını ve çıktı alıp okuduğumu söylerdim. Onlardan övgüler yağdırırdı, ama yine diğer o yaşlarda yazmaya başlayanlardan farklı olarak övgüler “arkadaş pohpohlama” değil de; hiç tanımadıkları birinin şiirlerini yalnızca kelimelerin büyüsüyle beğenmekti. Ve tabii ki o yaşlarda hep olduğu üzere, benim de kırık bir aşk hikayem vardı beni yazmaya iten…
Şiirlerdeki sert üslubum hayatımın yansıması diyebilir misiniz?
Elbetteki öyle. Yeri gelince hepimiz bu kadar sertleştiriyoruz aslında üslubumuzu. Çünkü bazen sert bir duvar oluşturmak gerekiyor hayata karşı, içeri girip senin en değerli varlıklarına kolayca ulaşabilen insanlar yıkıcı olabiliyor sonradan. Ve sen her arkadaşta, her sevgilide, tanıştığın her insanda o duvara bir tuğla daha ekleyerek uzaklaşabiliyorsun onlardan. Hayat neyse, şiir de odur biraz. Hayatında her defasında bir enkaza dönüşmüşken, daha sert duvarlar ördüğün gibi; şiirde de o duvarı işaret etmen gerekiyor bazen.
Şiir yazmanızdaki amaç nedir? Neler katıyor, neler götürüyor sizden ?
Amaç nedir, aslında şöyle bir amacım var diyebiliriz ilk başlardan beri; elbetteki ben boyutunu da anlatacağım ama, genel anlamda bakarsak insanların benim şiir ve sözlerimle aşklarını yaşadıklarına şahit oluyorum son dönemlerde bunun çeşitli örneklerini de duydum ya da gördüm. Nikah davetiyelerinde, eski sevgiliye yazılmış son bir veda mektubunda, sevgi dolu mesajlarda, vesaire vesaire… İnsanların aşklarında, aslında her aşkta biraz rolüm var. Bunu düşlemiştim evet yazmaya başlarken, bu olsun istemiştim. Şimdi yavaş yavaş bu yayılıyor, kimi için zehirli bir sarmaşık gibi olabiliyor cümlelerim kimi içinse küçük bir aşk iksiri…. Aşkların gidişatına göre rollerim de değişiyor bir şekilde. Ama zaten severken, sevilirken, giderken, kalırken, ayrılır ya da barışırken benim sözlerim kullanıyor ve bu güzel benim için… İleride şöyle de sevmiş bir adam vardı denebilir hakkımda. İşin ben boyutunda ise, şiir yazmak bir tedavi hep söylediğim üzere. Çünkü ben görüyorum ki, yara aldığımda ilk koştuğum yer oluyor kağıt-kalem dostluğu; normalde ya kendiniz sararsınız kanayan yerlerinizi ya da en yakınınızdan bunu beklersiniz. Benim en yakınım da onlar… Bu iyi yanı evet ama neler götürüyor, bazen kronikleşen bir ağrıya dönüştürüyor geçmişimi. Sürekli göğsünü eşelemek gibi, bundan kurtulmak istemiyorum ama galiba biraz da acıyla yaşamaya alıştım. Ve bu sürecin bozulmasını istemiyorum.
Şiir yazmak diye sıfatlandırmasak ne demek isterdiniz bu uğraşın adına?
Her ne kadar bazı kişiler tanımlamayı o şiiri ya da yazıyı aşağılamak olarak kullansa da, “bir iç dökümüdür” her okuduğumuz. Dış dünyada karşılaştığımız her türlü duygu ya da öyküyü, gözlemlediklerimizi, yaşadıklarımızı; içimizde damıtarak yazıya aktarıyoruz. Bizim kendi iç dünyamızı sunduğumuz yazılarda okuyan insanlar bambaşka dünyalar buluyor. Bu da kelimelerin büyüsü…
Roman, hikâye tarzı işleriniz var mı? Denediniz mi hiç?
Roman okumayı sevmediğim gibi, yazmayı da denemedim. Zaten yazabilmem için de o tarzı benimsemem gerek başta ama bu mümkün görünmüyor. Hikaye diyebileceğimiz bazı yazılarım mevcut aslında, kısa öyküler. Hatta bir tane de biraz polisiye-gerilim tarzı bir ortak yazım var Ozan Uğraş ile ama onu da tamamlamadık. Bazen yarım kalmak icap edebiliyor.
Hiç yazmayı bırakmayı düşündüğünüz zamanlar oldu mu ?
Oldu evet, yazan herkesin de başına geliyordur bu zaten. Hep sancıyla yazıya yöneliyoruz ya, sanırım birinde benim için çok aşırı doz oldu. Ve çok çok da uzun değil ama benim sürekli üretkenliğime göre uzun diyebileceğim 2 aya yakın bir süre yazmadım. Sonrasında nasıl döndüm, nette başka yazarların sanılıyor şimdi çok üzülüyorum ama; “24 Ocak 2008 tarihi itibariyle öldüğüm varsayılsın… Otopsiyle uğraşmak lüzumsuz bence… Sebebime direkt gözlerin yazılsın… Keza senin yoksa bile, yokluğunun mutlaka parmağı vardır bu cinayette!” şeklindeki bir yazıyla tekrar başladım yazmaya… Bir bakıma öldüm ve küllerimden doğdum.
Sizce yaşayan en güçlü Türk yazar kim ve neden?
Az önce de dediğim gibi roman türünden uzağım, o nedenle şiir konusunda cevap verebilirim bu sorunuza. Her ne kadar insanlar onu internetteki bilgi kirliliği nedeniyle aslında ona ait olmayan bazı sözlerle de; günümüz en özgün, en akılcı ve en güçlü şairi Küçük İskender’dir. Ben bunu internetteki o akımdan önce de böyle düşünüyordum, şimdi de aynı. Hatta bu akım ona büyük bir tanınırlık kazandırsa da Edebiyat sıkı takipçisi olanlar hariç, yanlış da tanıttı. Çünkü marjinallik ile abartıyı karıştıran bir genç yazan kitlesi oluşmuş durumda, ve bu kitlenin Edebiyattan yoksun daha çok duvar yazısı tadındaki cümleleri Küçük İskender’e ait sanılıyor ve o şekilde yayılıyor. Buradan da söylemiş olayım; Edebiyat alanındaki bu bilgi kirliliğini düzeltmenin en iyi yolu, net üzerinden paylaşılan her metinde mutlaka eser sahibinin ismini belirtmektir… Küçük İskender’i kitaplarından tanıyanlar da benim gibi düşünüyorlardır sanırım.
Peki sizin en iyi cümlelerinizi/ şiir ve başkasına ait sevdiğiniz cümleyi/şiiri öğrenebilir miyiz?
Benim en sevdiğim cümlem , “Avucumun içindeki nasırsın şimdi sen, kime dokunsam acırsın!” cümlesidir. En iyi ifadelerimden biridir de zaten, ve kitap anlamında da Edebiyata giriş cümlem diyebiliriz. İlk kitabım bu cümle ile başlıyor bildiğiniz gibi… En sevdiğim şair-yazar Murathan Mungan, çünkü bana en çok hitap eden dizeler hep kendisinindi. Bana şiiri sevdiren de o oldu, “Yalnız Bir Opera” şiiri sahiden milat sayılabilecek bir şiirdir ve ben de çok severim o şiiri. En sevdiğim cümleyi düşünüyorum da, sanırım o da Lale Müldür’den olabilir o geldi şuan aklıma; “Ona kötü bir şey olsun istedim, bana aşık olsun istedim!” derin bir kesiği var bu cümlenin de…
Ben ilk kitabınız İÇİMDEKİ “SEN” KIRINTILARI’NIN sizin için gerekli patlamayı yapmadığını düşünüyorum . Yani aklımda başka bir Özgür var herkesin tanıdığı, kitabının çok satanlardan düşmediği. Siz de benimle aynı fikirde misiniz? Bunun sebebi ne?
İsmim açısından belirli bir duyulurluk sağlasa da, patlama yaptığı söylenemez elbette. Keza yazım tarzım itibariyle de en çok satan yazarlar arasında olacağımı düşünmüyorum, çünkü okuma alışkanlığımız genelde aşk romanları ya da vampirli zombili vurdulu kırdılı romanlar üzerine. Oysa şiir birçok romandan alabileceğiniz fikir ve hisleri, size birkaç kelimeyle sunan konsantre bir eser. Eğer sahiden de güçlü bir kalemden çıkmışsa hem yüreğinizde hem de aklınızda, en hızlı çağrışımlara yol açan bir dünya. O dünyada olmayı seviyorum, ikinci kitabımda biraz daha düz metine yakın diyebileceğimiz çalışmalarım da olacak. Lale Müldür’ün , Yılmaz Odabaşı’nın ve Haydar Ergülen’in de değerli yorumları bulunuyor kitapta; ve bu çok değerli isimlerden Haydar Ergülen tarzımı şiir-metin diye adlandırdı. Bir gün bu tarz çok büyük kitlelere ulaşır mı bilemiyorum, ama okur kesimden kelimelerime yaşantılarında en az bir kere de olsa göz değirmelerini rica ediyorum.
2. kitabınızın adı ne olacak, ne zaman bu büyük buluşma ?
İkinci kitabın adını şuan netleşmeden söylemesem daha iyi olur. Ama bir-iki ay kadarlık bir süreç içinde Nemesis Yayıncılık’tan çıkacak. Ve ilk kitabın açtığı yolda, daha hızlı ilerleyebileceğine inanıyorum. Aşk ve Zaman temasını işliyor ve bu tema üzerinde epey bir aklımızı ve yüreğimizi karıştıracak; durup bir düşünmemizi, durup bir sevmemizi sağlayacak bu kitap.
Hayattan beklentileriniz neler ? Zirve hayaliniz var mı?
Hayattan beklentim gerçekleşti, birçok öyküye karıştı sözcüklerim. Bu çoğunluğunun artmasını diliyorum ama zirve gibi bir beklentim yok. Ulaşabileceğim kadar çok yüreğe ulaşmak kafi…
Son olarak ne söylemek istersiniz insanlara hayata dair ?
Hayata dair söyleyebileceğim tek şey; ben en yakınlarımı, bazen ailemi, sevdiklerimi karşıma alarak ulaşmak istediğim ve düşlediğim yere doğru yürüdüm. Buna inandım ve o doğrultuda sürdürdüm yaşantımı. İçimde bir cevher varsa, bunu sunmaya çalıştım. Eğer geri dönüp bir hata yaptım mı diye bakmak istemiyorsanız, dürüstçe ve bildiğiniz gibi düşlediğiniz yere doğru yürüyün… Yüzünüz asla yere eğilmeyecektir. Ve mutlu olmasanız dahi, inandığınız şey uğruna olacak bu. Ben idealimi yaşadım diyebilmek ve bunun arkasında durmak kadar güzel bir şey yok.
Tekrardan Gezenti ailesi olarak teşekkür ediyoruz size. Umarız herşey dilediğiniz gibi olur ve her geçen gün daha çok yüreğe ulaşırsınız, şiirle kalınız.
Ben de teşekkür ediyorum size bu güzel sohbet için. Şiirle.
ÖZGÜR GÜMÜŞSOY & BAHATTİN DAMLAR
Sayın Özgür GÜMÜŞSOY’a bu güzel sohbet için Gezenti Ailesi olarak teşekkür ederiz.
www.gezenti.org






Özgür Gümüşsoy’un şiirleri açıkçası beni çok şaşırttı. Hınzır, delişmen ve asi bir tarzı var Gümüşsoy’un. Nasıl ki geçmişte Orhan Veli o zamanlarda egemen olan şiir anlayışının kalıbını değişmiş ve enine boyuna sorgulamışsa bugün de Gümüşsoy; sözüm ona entelektüel ama kasıntı ve yüksek gönüllülük tuzağına düşen günümüz egemen şiirini derinden sarsıyor. Bunu yaparken de şiir yazıcısının gururunu ve egosunu ayaklar altına alıyor. Günümüz şiirinde kendinden menkul bir saflık anlayışı sürüp giderken, onun şiirlerinde adeta arî bir şiir ırkı yaratılıyor. İşte bu noktada Özgür gibi genç şairlerin çıkışını çok önemsiyorum. Çünkü hergelelik ve delişmenlik tam da burada başlıyor. Şair; giderek bir retorik halini alan duygu ifadelerini eğip büküyor, buruşturuyor ve bir serseri mayın haline dönüştürüyor. Kendinden hayli memnun olan okurları, anında en kuytularına dek parçalayabilecek bir serseri mayın…
·Öte yandan Özgür Gümüşsoy, sunduğu sözcük zenginliği ile de göz kamaştırıyor.
– CEZMİ ERSÖZ–
·İnsan kendisi dışındaki nesnel gerçekliği duyum organları ile algılar. Algı dünyasında nesnel gerçekliği başka bilgi ve gerçekliklerle ilişkilendirir. Ardından algıladığı gerçekliği yeniden yapılandırır ve sonra da bu gerçekliği ifade eder. Edebiyatçı ise gerçekliği diğer insanlardan farklı olarak yaratmış olduğu bir tasarımla yazılı bir şekilde sunar. Bu tasarım içerisinde dili kullanım yetisi ve üslubu belirgin olarak kendini hissettirir. Tasarım estetik kaygıları ifade ettiği kadar ifade ettiği gerçekliğin iç dinamiklerini göstermesi bakımından ayrıca bir önem arz eder.
·Özgür Gümüşsoy’un yazdığı şiirler işte bu bakımdan, bir şairin hem “algılama dünyasının” genişliğine, hem görünür gerçekliğin ardındaki iç dinamiklerini hissetmesine, hem kullandığı dilin özgünlüğüne, hem gerçekliğin yerel boyutuna, hem bu gerçekliği evrensel gerçeklilerle ilişkilendirmesine, hem de bunu özgün bir üslup ve bir ritimle “arabeskleşmeden” yapabilmesine güzel bir örnektir.
- METE KAYNAROĞLU–
·”İmgeleri” jilet gibi, acısını sonradan hissetmeye başlıyorsunuz. “Şiiri” ise ışıktaki gizli karanlık gibi. Bulmak için önce yanmanız gerekiyor!
– MURAT ÇELİK (DÜŞ SOKAĞI SAKİNİ)–
SİZDE ÖZGÜR GÜMÜŞSOY’ UN HAKKINDA DÜŞÜNCELERİNİZİ VE SEVDİĞİNİZ ŞİİRLERİNİ BURADA PAYLAŞIRSANIZ HEM ONUN GÜZEL YÜREĞİNE TEŞEKKÜR ETMİŞ OLURUZ HEMDE GÜZEL Bİ AMBİYANS OLUŞTURURUZ SAYFAMIZDA..
Gün olur da Tanrının kasten planladığı bir rastlantıda
Bu şiirin anatomik yapısıyla karşılaşırsan eğer
Hemen icabına bak da
Şehrime örgütlü biçimde dağılmış o liberallik kokan saçlarını
Kelimelerimin kompülsif bozukluklarından sakla
Ve bırak şu hassas dengelerimle oynamayı
İdrar yollarımın izlediği politikayı daha fazla baltalama!
Kabemin etrafında ısınma turları atarken, bir aşkı tavaf etmenin iç huzurundaydım. Bana vahiy olan ilk emirdi; seni kâğıda dökmem!
Amel defteri can evine kargoyla postalananlardandım ben
Hücre çeperimin içinde muhafaza ettiğim
O hiç gün ışığı görmemiş günahlarımla özlemiştim seni
Mülteci bir serçenin vatani görevi için ailesinden ayrılırken
Annesiyle son kez göz göze geldiği anlara benzettiğim
Malum veda sahnemizin kuş bakışı izleniminde
Tam da “Ağzımda melek varken konuşturma beni!” repliğinde
Her tekrarda olduğu gibi yine dilin sürçüyordu senin
Benim hiç’ten gelip hiç’e vardığım vakitlerde
Gecikmeli de olsa gri fonlu bir flashback sayesinde
Aklımın kıyılarına getiriyordum güzelliğini
Nehir yatağının üzerine serdiğin çarşaftan özür dileyerek
Aranıza girmiştim ya son ten alışverişimizde
O gece yüzüm en çok da kırık bir vazoya benziyordu hani
“İçimi hak eden tek çiçek dahi yok mu burada?” diye düşünürken
Ayak parmaklarınla papatya falı bakmaya kalkışmıştım birden
-Gidiyor, gitmiyor! Ne garip bana hep müspet sonuç çıkardı bu keşmekeşten
Oysa senin sürekli dilinin sürçtüğü o bacakları kısa metraj filmimizin
Kekeleyerek okuduğum veda hutbesinde
Ümmetim sadece senin kalbindeki kalabalıktan ibaretti
Sana seslenmişsem milyonlara seslenmiş sayılırdım
Dokunmuşsam sana etin mucizesini koruyamamış demekti
Vücudumdan atmak için pozisyon alan kirli kanımı biriktirip de
Erbeziyle temizlemeni beklerken içimdeki kasveti
Lokal bir öpüşün genel anesteziye dönüşmesiydi dudaklarım
Keza ben öpünce tüm bedenine dağılırdı ağzımın narkoz etkisi
Elbette düşman kuvvetlerinin ele geçirdiği memelerinin
İkimizi başkenti düşmüş bir ülkeye çevirmesi kızdırırdı seni
Doğrulup üzerimden balkondaki yakamozun kulağına eğilip derdin ki
-Papatyanın yaprakları bitti!
Önce tırnağın ağrısız, sızısız, neştersiz ayrılırdı göğsümden
Sonra tırnağının nankörlüğü tutardı da bir kez daha batardı yüreğime
Ayak ve elvedaların sonunda gidişin kaçınılmazdı evet
Fakat bıraktığın yara izleri her daim benimleydi!
Dünyanın anasını belleyecek romantik bir meteorun seyri kadar keskin, çok nezih bir ortamda gerçekleşen beyin ölümü kadar anlamsız, nabzımın yoklama kaçağı olduğunu unutacak kadar dalgındım sen benden uzaklaşırken. Yoktun ve Tanrı bu ihtimalden hiç bahsetmemişti!——————————————————————————–
Az önce çok değil birkaç binyıl önce
Seni kaybettiğimde bütün kadınlar da öldü sevgilim
Ve hiçbir peygamberin akademik yalanları
çarmıha gerilmeyecekti artık…
Tıpkı hangi dağda öldüğü muamma olan
Astigmat bir kitap kurdunun masumiyetin rahmine inişi gibi
Kan kardeşim kıyamet de şahitti ki
Doğduğun gün ne kadar şair varsa hepsi de
Bir bilinmezin koynuna ters şekilde gömülmüşlerdi, emindim
Gül ve ipekten örülü ekimin bir’inde
Güz ve güzelliğinin o muhteşem düetinde
Sana “Ecel en güzel senin boynundan koklanırmış!” bile diyemedim
Yeterince gezinemedim kutsal topraklarında yüzünün
Çünkü ayrılık vakti gelip çattığında o bilinçsiz saatte
Gece de öz eleştiriye açmıştı kendini
Bu nedenleydi yıldız intiharları da zaten
seninle yüzleşemeyen o depresif gökyüzünün…
Haklısın halk arasında kaydı denirdi
O sıra denize nazır dileklerimiz devren başka sevdalara kiralanırken
Ben dilerdim ki, yüz görümlülüğün olsun cesedim!
Sen dilerdin ki, tabutlara konulsun telli duvaklı gülüşün!
Aşk dilerdi ki, papatyalar taraf tutmaktan vazgeçsin hemen!
Balkondaydık ve Akdeniz senin ayaklarının altına uzanmıştı. Yakamoz işittiği kelamlarla masaya devrilirken, hâlâ yerli yerindeydi Kabemiz. Belki de bu şiirin obsesifliğinin temeli o gece atılmıştı. O gece, söz de bir Allah da birdi!
Muhakkak ki dizelerde ellerimi aramıştır gözbebeklerin
-ki ben sonbaharın tetiği çekmesiyle kurşun yemişken zihnimden
Sözlerimdeki barut kokusu belki de sensizliğin placebo etkisiydi
Neyse ki namlunun ucuna kadar gelen Anadilimin
Kuduz köpeklerin aşıya gösterdiği direnci benimsemesi
Zifiri kirpiklerini gözden kaçmış birer ayet gibi üstüme indirip de
Beni terk ettiğin o kuş bakışı veda sahnemize rast gelmedi
Ne muamma değil mi?
Senin gidişinden itibaren kullanıma sunulan takvimde
‘Ötenazi Bayramı’ ekimin bir’ine alındı şimdilerde;
Bana kalırsa, o gün tüm evreni kürtaj etmek gerekirdi!
bir başka ya özgür,şiirleri…..hayat bence özgür’le güzel<3 <3 <3
İçimi okuyorsun sen benim dedi Kadın. Adam tüm devrikliğim bundan zaten diye hayıflandı. Bir bardak çay, üç nokta ve öyle işte. He belki bir de sigara fena olmazdı yıldızların damarlarına aşıladıkları kaderin/kederin izahına.
Defalarca okudum bu gece bütün yazdıklarımı, seni üç nokta kadar anlatamadığımı fark ettim. E eksik kalmasın onca kelam ettik şiir de, yazı da sana dair. Kıçı kırık noktalama işaretlerini mi çok göreceğiz?
Al bak bu sana hiç kullanılmamış ve hiç anlaşılmamış;
(…)
Özgür Gümüşsoy
”Çağrıldığı adresi bulamayan bir ambulans gibi
Ne yapacağını kestiremez hallerdeyim şimdilerde…
Özgür Gümüşsoy
Bilmiyorum Çiçeği”
///
Evet,biliyorum.
Çok şanslı bir zaman diliminde ,
Özgür’ün dizelerini okuyabilen ayrıcalıklı nesildenim
[...] devamını http://www.gezenti.org/ayin-konugu-ozgur-gumussoy/ adresinden okuyabilirsiniz.. Share this:TwitterFacebookLike this:BeğenBe the first to like this [...]