TÜRKOLOJİ : 1 TÜRKLER TATİLDE

Türkoloji Yazı dizimiz “Türkler Tatilde” ile başlıyor… İyi eğlenceler…
 

1. TATİL KAVRAMI

Türklerde “tatil” denildiğinde akla ilk gelen “Deniz, Kum, Güneş’tir. Dolayısıyla denizin, kumun, güneşin olmadığı yerde tatil yapılmaz anlayışı yaygındır bu coğrafyada. Güneşin olmadığı yer yoktur tabiî ki ama, güneşin farklı parladığı yerler vardır yurdum insanına. Dolayısıyla tatil yeri olarak seçilen belde deniz kıyısında olmalıdır. Bu toplumsal bir önyargıdır. Denize kıyısı olmayan bir yerde yapılan tatil, pek ballandırılarak anlatılamaz eşe dosta. Tatil heyecanı farklıdır Türklerde. Tatil hayalleri ise çok benzeşir beyinlerde…

2.REZERVASYON ve TATİL HAZIRLIĞI

Yurdum insanı tatil planını yaparken her zaman “en ucuza en iyi tatili yapma” güdüsü taşır. Tatil için seyahat acentalarına gidilir. Acentada otel ve kataloglarına bakılır. Genelde katalogtaki en güzel otel seçilip fiyatı sorulur. Fiyatı öğrenildikten sonraki ilk cümle “biz aslında ekonomik bişeyler bakıyoruz ama kaliteli de olsun, bide çocuklar için kaydıraklı havuz olsun, bide her şey dahil olsun bide….bide…bide…” olur genellikle. Fiyat ve kalite dengesi kurulup uygun otel bulunduğunda otele rezervasyon yaptırılır. Rezervasyon, halk dilinde “oda ayırtma, oda tutma” olarak tabir edilir. Rezervasyon sırasında, rezervasyonu yaptıran kişi eğer avukat, doktor, gazeteci (hangi gazetede ne görevi yaptığı önemli değil) ise mesleğinin rezervasyona not edilmesini talep eder (Örneğin “misafirimiz VIP gazetecidir”). Rezervasyon yapılıp tatil parası ödendiğinde (artık parayı verdiği için kendisini lord zannediyor) çaylar içilip seyahat acentasından ayrılınır (acenta personeli işkenceden kurtulur). Bundan sonraki süreçte tatil yapılacak otel internetten veya çevreden araştırılır (Türkler genelde ilk önce rezervasyon yaptırıp sonra araştırmayı tercih ederler). Tatil günü yaklaştıkça hazırlıklara hız verilir. Alışverişler yapılır, bavullar hazırlanır. Bir Türk ailesi tatile çıkarken sanki bir daha geri dönmeyecekmiş gibi bavul hazırlar. Bavul hazırlamakta gerekli ya da gereksiz her şeyi ama her şeyi bavulun içine koymak esastır. Bavula koyulan giysi, havlu ve ayakkabı gibi malzemelerin sayılarında genelde mantık aranmaz ( 7 günlük tatilde 15 çift ayakkabı gibi ). Bavullar dolu olduğundan genelde bavulun fermuarı kapanmadığı için bütün ev halkı fermuarları kapatabilmek için seferber olur. Ortaya “sen ordan bastır ben buradan kapatıyım oğlum sende şurasından tut” tarzı diyaloglar çıkar.

3.YOLCULUK

Bavullar hazırlanır, arabaya konulur ve yola çıkılır. Aile babası direksiyonda, yanında eşi önde şeklinde oturulur. Eğer ailede küçük bir bebek varsa arka koltuk tülbentlerle, havlularla örtülüp içeri güneşin girmemesi sağlanır. Arkada bir cibinlik ortamı oluşturulur. Arabada eğer 4-12 yaş grubu bir aile ferdi bulunuyorsa o yolculuk ızdıraba dönüşür. Yol boyunca çiş molası, kaka molası, kusmuk molası gibi aralarla yolculuk sürekli bölünür. Araba yolculuğu sırasında Türk aile yapısının en büyük özelliklerinden biri olan “karı-koca yolculuk atışması” sürekli olarak devam eder. Ailenin annesinin “Necati yavaş git biraz” “Faruk çocuk uyanıcak” “Ahmet eyvah az daha kediyi eziyordun” tarzında aile babasının (şöför) sürekli sinirlerini everest’e tırmandıracak tepkiler verip velvele ortamı yaratması sürekli olarak gözlenir. Aile babası için yolculuklar zordur.

Eğer yolculuk seyahat acentasının sağladığı otobüs ile yapılacaksa çok daha farklı durumlar yaşanır. Aile bireyleri otobüsün hareket noktasına saatler öncesinden gelir. Buradaki amaç önce gelip en ön koltuğu kapmaktır. Fakat otobüsteki koltuk numaralarının önceden belirli olduğunda rehber söylediğinde “dumur” olunur. Hele birde verilen koltuk numarası arka taraflarda ise ikinci şokla yıkılınır ve hemen çamura yatma aktivitesi başlar. Aile fertleri daha önceden hiç geçirmedikleri hastalıkları kendilerine entegre ederler. “Bende bel fıtığı var arkada gidemem” “ben hödö hödö ameliyatı oldum orada gidemem” “Bende krostofobi var dayanamam” gibi cümlelerle en ön koltukları kapmak için savaş verirler. Bazıları da biraz daha ileri gidip “Ben binmiyorum o zaman” gibi triplere girip başarıya ulaşmaya çalışırlar (şansları tamamen sıfıra iner). Bu sırada rehberler tarafından ikna cümleleri başlar. “Efendim otobüsümüzün bütün koltukları aynı konfordadır” “beyefendi tüm koltuklarda koltuk sigortamız bulunur” “hanımefendi bütün koltuklar aynı yere gidiyor” gibi klişe cümleler kurulur. Bu aşamada kurulan en tehlikeli cümle “Efendim koltuk numaraları rezervasyon sırasına göre belirleniyor”dur. Bu cevabın ardından yolcu “biz 6 ay önce rezervasyon yaptırdık” şeklinde cevap verdiğinde, hele birde en ön koltukta oturanlar sadece 1 hafta önce rezervasyon yaptırdıkları öğrenildiğinde rehber için zor anlar başlar. Hareket saati geldiğinde, otobüs hareket eder yola çıkılır. Otobüs eğer tam dolu değil ise herkes bu sefer kafalarını arka tarafa çevirip, arka koltuklara sulanmaya başlarlar. Sanki 15 dk. Önce ön koltuklar için savaş veren onlar değilmiş gibi “arka koltuklar boşsa ben oraya gidiyim bi yatıyım” gibi talepler başlar. Yolculuk esnasında yolcuların en çok taktığı konulardan biri rehberin cep telefonudur. Yolcular kendilerine cep telefonlarını kapatmalarını söyleyen rehberin, telefonunun açık olmasını kesinlikle kabullenemezler. Burada rehberin savunması “Biz sürekli şirketle haberleşiyoruz telefonumuzun açık olması gerekiyor” şeklinde olur (gecenin 3 ünde sevgilisiyle fısır fısır konuşan rehber arkadaş buna kendisi bile inanmaz). Çok etkili bir cevap olmasa da anı kurtarmak için yeterlidir. Rehberlikte anı kurtarmak çok önemlidir. Yolculuk sırasında yolda bir kaza görülmesi durumunda otobüste toplu “cık cıklamalar” başlar. “Ay ay ay işte bak hızlı gitmiş kaza olmuş” gibi senaryolar yazılır. Yolculuklarda başkasının yaptığı kazalar Türklerin çok ilgisini çeker. Kaza görüldüğünde yavaşlanılır (hatta durulur) ve kaza yapan araçlara hayretle bakılır. Benzer cık cıklamalar otobüs şöförlerinin hatalı ya da hatasız sollamalarından sonra da yapılır. Hatta yıllar önce bir kaptan abimin yaptığı solama sonrasında başlayan cık cıklara “Caner git şu kurbağaları sustur” cevabı beni yerlere yatırmıştı :) Tatil bölgesine yaklaşıldığında denizin ilk görüldüğü an coşkuyla yaşanır. “Aaaa deniz” denilerek sanki denizin orda olmasını hiç tahmin etmiyormuşcasına şaşırılır ve heyecanlanılır. Bu heyecan ortamdaki herkese aktarılır.

4.OTELE VARIŞ ve GİRİŞ İŞLEMLERİ

Uzun bir yolculuğun ardından otele varılır. Tabi otele ilk girişte tepkiler genelde aynıdır “Aaa internette gördüğümüzden daha şey….” Tabi bu “şey” çeşitli yaratıcı sıfatlarla süslenebilir. Otele girişte arabadan inme ve araba park etme safhası Türklerde en az 15 dk. olarak hesaplanmıştır. Aheste aheste bavullar indir
ilir resepsiyona getirilir. Bellboy’lara “aman bizimkisi karışmasın” gibi uyarılar yapılır. Resepsiyona ya da lobiye geçilip otele giriş işlemleri yapılır. Eğer kişiler bir acenta vasıtasıyla değilde kendi şartlarıyla gelmişlerse bu safhada çok kayda değer şeyler yaşanmaz fakat, kişiler bir acenta vasıtasıyla gelmişlerse onları acentanın rehberi karşılar ve asıl atraksiyon burada başlar. İlk olarak rehber kendini tanıtır ve tatilleri boyunca onlarla ilgilenip onlara yardımcı olacağı söyleyerek işleme başlar. Bu esnada “her şey dahil” sitemde konaklayacağı için cebinden para çıkmasın diye tüm aktivitelere kapalı baaazı ağabeyler “yok biz rehber satın almadık” “biz rehberlik hizmeti istemiyoruz” “biz otelden çıkmıcaz” gibi cümlelerle gereksiz tepki gösterebilirler. Halbuki rehberlik hizmeti öncelikle bir güven hizmetidir.

Otele giriş yapılması için doldurulması gereken “konaklama belgeleri” misafirlere verilir. Onlardan genelde işaretli olan yerlerin doldurulması istenir. Burada kıyamet kopar. Eşinin doğum tarihini unutup eşlerinin triplerine maruz kalanlar, çocuğunun yaşını bir türlü akıllarına getiremeyip eşinin suratına sen ne biçim babasın bakışları altında ter dökenler, Adı soyadı kısmına doğum tarihi yazıp doğum tarihi kısmına imza atanlar, E-mail adresi yazan bölüme Menekşe Caddesi Karanfil Sokak… diye dolduranlar, kaçamağa gelen çiftlerin “yakınlık derecesi” bölümüne geldiklerinde ne yazacaklarını bilemedikleri ve bir anda yaşadığı dumur durumları bu bölümün eğlenceli anlarındandır. Tabi konaklama belgeleri ile birlikte nüfus cüzdanları toplanır. Birçok aile babası bu esnada “Ne yapacaksınız bizim kimlikleri GBT’ye mi sokacaksınız ha ha ha” gibi espriler patlatırlar. Tabi bu esprilere sürekli tebessümle yaklaşmak esastır. Konaklama belgeleri ve nüfus cüzdanlarını teslim ederken tabi ki yaratıcı isteklerden tutun da bazı insanların zirveye vurmuş ego’larını ortaya çıkarma faslı başlar. Deniz manzaralı oda isteyenler, iki ya daha fazla aile gelmişse odalarını yan yana isteyenler, sigara içilmeyen oda isteyenler, balkona çıktığında sol tarafında bir koy; sağ tarafında farklı bir koy görmek isteyenler (bizzat yaşanmıştır), denizi-havuzu-su kaydıraklarını-restoranı odasından aynı anda görmek isteyenler, odasını genel alanlara yakın isteyenler görülebilir (genel alanlar ile neyin kastedildiği kişiye göre değişken bir etkendir). Ayrıca ego konusuna değinirsek birçok kişi otele giriş esnasında İş yaşamındaki kartvizitini bu durumda kullanmak ister. Doktorlar, Avukatlar, Hakimler, Savcılar, Gazeteciler ve özellikle Turizimciler mesleklerini vurgulayarak bir adım öne geçme arzusu içine girerler. Yaşanılabilecek en ufak bir sorunda, anında bu kartvizitlerini vurgulayarak sorunu çözebileceklerine inanırlar. Çeşitli meslek gruplarının tehditvari konuşmalarına örnek verirsek ; “Ben avukatım oteli mahkemeye veririm” “Ben gazeteciyim yazarım bunları” “Ben Turizmciyim kendi otelim var benim ayrıca Turizm bakanlığında arkadaşlarım var bir telefonla şöyle yaparım böyle yaparım” tarzında replikler devreye girebilir. Bütün dünyada kuraldır ; odalara girişler 14:00’ten itibaren, çıkışlar ise en geç 12:00 olarak belirlenmiştir. Fakat hiçbir Türk bunu kabullenmek istemez. Odaların kendilerince geç teslim edilmesi durumu tam bir kaos ortamıdır. Bu sırada yukarıda bahsettiğimiz tehditlerden örnekleri fazlasıyla görebiliriz. Tabi bu durumu doğal karşılayan azınlığın olduğunu da belirterek birçok kişi bu beklemeyi hazmedemez. Herkesin ortak bir cümlesi “Biz bilmem kaç saat yoldan geldik” dir fakat düşünmezler ki hiç kimse evinden 15 dk. uzağa tatile gitmez. Herkes bu bilmem kaç saatlik yolu tepmiştir. Tabi burada en yaygın hava dağıtma yolu; öğle yemeği veya aperatif ikramlar ile kişileri oyalamaktır. Ayrıca yorgun bir Türkten daha tehlikeli biri varsa oda “Aç ve Yorgun” bir Türktür. Bu oyalamanın sonunda genelde odalar hazır olur ve kişiler odalara bellboy eşliğinde uğurlanır. “Herşey dahil bahşiş hariç” sistemini kabullenemeyen bazı aile babaları bellboy’a bahşiş vermemek için direnseler de dünyanın her yerinde yaygın olan bu kültürü bozmamak gerekir. Halk ağzıyla bellboy’a hiç değilse 3-5 bir şeyler atılır.

4. YEMEK VAKİTLERİ

Akşam yemekleri Türk aile kültüründe çok önemlidir. Tüm aile fertlerinin aynı anda masada bulunup birlikte olma duygusunu yaşaması özel anlardan biridir. Tatilde bile olsa akşam yemeklerinde tüm aile bir arada olmaktan büyük keyif alınır. Türkler keyif insanlarıdır. Tatilde masa donatılır, aile babası rakısını yudumlarken rakının yanındaki mezeler ile demlenir ve aile saadeti içerisinde akşam yemekleri büyük bir keyfe dönüşür. Tabi çekirdek ailemizle akşam yemeğinde sohbet etme imkanı bulabilirsek bu keyfe bizde ortak olabiliriz. Türk insanı misafirperverdir.. Türk insanı paylaşımcıdır.. Türk insanı sıcaktır.. Size kendi tabağından ikram edip gel beraber yiyelim diye sofraya buyur edilirsiniz. Hatta ulusal bir kalıp vardır ki “Afiyet olsun” denildiğinde “Gel beraber olsun” cevabı Türk insanının bu konudaki samimiyetinin göstergesidir. Tabi yemeğin keyfinin yanı sıra mükemmeliyetçi yurdum insanı her şeyden sorun türetme yeteneğine sahiptir. Masa tabak konulacak yer kalmayacasına doluyken bile yemekten şikayet edilebilir. Özellikle ailenin yemeklerden sorumlu kişisi sevgili “aile annemiz” aşçıbaşına konuyla ilgili küçük tavsiyeler vererek yemek konusunda ne kadar başarılı olduğunu vurgulayabilir. Yemeğin ardından yenilen tatlı ile masadaki tüm olumsuzluklar tatlıya dönüşebilir. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım demişler ya; Tatlı, her şeyin çözümüdür.

5.SAHİL

Tatilin tartışmasız en önemli üçlemesidir “Deniz, Kum, Güneş”… Yorucu bir senenin ardından yapılan bir hafta tatilin yorgunluğunun atıldığı yerlerdir plajlar, sahiller. Şezlonga yatıp gözlerini kapattığında denizin sesini dinlerken vücudunu ve ruhunu dinlendirir insan. Tabi şezlong bulabilirseniz..  Çünkü sahillerde şezlong bulmak hiç te kolay bir iş değildir. Şezlong bulunduğunda ise şezlongun sahipli olduğunu kanıtlamak amacıyla şezlonga havlu koyulması çok yaygındır. Bu şekilde şezlong gün boyunca korunabilir. Türklerin sahillerde kendine özgü eğlenceleri vardır. Özellikle kumdan kale yapma, kuma adam gömme ve deve güreşi gibi aktiviteler, Türklerce eğlenceli aktivitelerdir. Türkler için sahilde katlanılan en zor durum denize ilk girildiği andır. Denize giriş esnasında hep suyun soğuk olduğuna dair bir önyargı vardır. Yavaş adımlarla denize girilmesi suyun beline kadar gelmesiyle tamamen bir işkenceye dönüşür. Bu sırada çevredekilerce denize giren kişiyi ıslatma ve ona su atma ihtiyacı duyarlar. Denize giren kişinin yalvarırcasına direnmesine karşılık, ıslatan kişiler “sen de hemen atla o zaman girince alışırsın” yanıtı vererek bu kaosa bilimsel bir açıklama ile noktayı koyarlar.

6.HERŞEY DAHİL

“Herşey Dahil” bir konaklama konseptidir. Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygın olan bir uygulamadır. Günümüzde birçok otel bu uygulamayı kullanmaktadır. Tabi bu uygulamanın “Herşey” kısmı Türklerce çoğu zaman abartılmaktadır. Hatta bu uygulamanın ilk çıktığı yıllarda otel dışında Migros’tan alışveriş yapan bir şahısın otele gelip alışveriş fişini verdiği ve alışverişin ücretini talep ettiği de, otel dışında minibüse, dolmuşa binilip şöföre “ama biz tatilde herşey dahil kalıyoruz” diyerek ücret ödemeyi reddeden kişilere tarafımızdan şahit olunmuştur :) Tabi bunu günümüze uyarlarsak hala birçok kişi otelin bünyesinde bulunan market, kuyumcu, hediyelik eşya mağazası, doktor gibi extra hizmetlerin “herşey dahil” konseptine girdiğini düşünmekte ve kendilerine konseptin kapsamı anlatıldığında tepki göstermektedirler. Tabi ki “herşey dahil” Türk aile yapısına çok uygundur. Ailelerin düşüncesi şudur ki “hanım, şimdi çocuk onu isteyecek bunu isteyecek biz en iyisi her şey dahile gidelim fazla masraf olmasın”dır. Bu yüzden bu düşünceyle tatile gelen insanlar otel içerisinde para ödemek istememektedirler. Bu anlayışla da otelden çıkmamak için ellerinden geleni yaparlar. Birçok defa “Şimdi biz her şeydahilde kalıyoruz ya.. her şey dahil dimi ne yersek ne içersek para mara vermiyecez dimi” tarzında sorulara maruz bırakılan bir olgudur “Herşey dahil”…

BİTİRİRKEN…

Sizlere Türklerin tatil anlayışı, Türklerin tatildeki davranışları ve beklide birçoğumuzun yaşağı olaylardan kesitler sunmaya çalıştık. “Türkler tatilde” başlığı altında anlatılacak, konuşulacak o kadar çok anımız var ki bunlardan sadece bazılarını burada sizinle paylaştık. Umarız ki yüzünüzde bir tebessüm yaratmışızdır. Türkoloji, Türkleri farklı durumlarda ele almaya devam edecektir..

Saygılar.. Sevgiler..

Yazan : Caner ÇELİK

canercelik@gezenti.org



RSS 2.0 beslemesi ile bu yazıyı takip edebilirsiniz. Buradan cevap verebilir, yada izleyebilirsiniz.
3 Cevap
  1. avatar Pebbles diyor ki:

    migros fişinin ücretini talep ettiklerine inanamadım :) )))
    çok güzel olmuş yazınız, ellerinize sağlık…

  2. avatar Caner ÇELİK diyor ki:

    Teşekkür ederim cnm.. daha neler neler var hepsini yazsam ansiklopedi olur :) )

  3. avatar asercan diyor ki:

    Çok yerinde bir yazı ve sizin için güzel bir birikim olmuş. Bunuda okuyucunun adeta o anları yaşıyor hissi verdirterek yazmanız taktire şayan gerçekten. elinize sağlık, okurken büyük keyf aldım. :)

Yanıt bırak

XHTML: Bu komutları kullanabilirsin: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>